12 Ağustos 2022 – Dini, dünyevi/siyasi emellerine alet edenlere yazıklar olsun – Fahrettin Dağlı

0

İman / inanç ölçümlenebilir mi? Kim daha çok imanlı / inançlı veya değil? Elbette bu konuda kesin yargılarda bulunmak her zaman doğru olmayabilir.

Hatta bu konuda Hz. Peygamberden rivayetle şöyle bir hadis nakledilir; “Öyle bir zaman gelecek ki, mescitler lebalep cemaat dolu olacak ve ne yazık ki, içlerinde iman ehli kimse bulunmayacak.” Bu hadisin sahih veya gayri sahih olduğu mevzuunu burada tartışmayacağım. Ancak bugün müşahedeyle gördüğüm manzara ne yazık ki bana böyle bir ihsas veriyor.

Bugün özellikle siyasal alanda dini ve lâdini ayırımın sübjektif kanaat ve yorumlar üzerinden şekillendiği kanaatindeyim. Dolayısıyla siyasal örgütlerin/partilerin/ fraksiyonların kendilerini din üzerinden tanımlamaları, niteleme yapmaları ve kimlik oluşturmaları doğru olmadığı gibi sonuçları itibarıyla fevkalade tehlikelidir.

İslam tarihinde cereyan eden vakıalar da bu kanaatimizi doğruluyor.

Hadi buyurun, kimin hakkı ve kimin de batılı temsil ettiğine karar verin;

Karşı karşıya gelen Hz. Ali ve Hz. Ayşe’den hangisi hakkı ve hangisi batılı temsil ediyordu?

Birbirlerinin karşısına dikilen Hz. Ali ve Muaviye’den hangisi hakkın ve hangisi batılın tarafıydı?

Aralarında kanlı savaşların ve katliamların vuku bulduğu Emevi ve Abbasilerden hangisi hakkı ve hangisi batılı temsil ediyordu?

Bu kıyasla ilgili onlarca örnek daha verebiliriz?

Sadece bu üç örneğin bile mevzuu anlamak ve idrak etmek anlamında yeterli bir ölçü verdiği kanaatindeyim.

Temelde bu mücadelelerin mahiyeti siyasidir, dini değildir. Dolayısıyla siyasi mücadeleye dini kılıf giydirmek dine yapılabilecek en büyük kötülüklerden / ihanetlerden birisidir.

Ne yazık ki, bugünkü siyasi mücadelede de böyle bir ayrıştırma yapılıyor. Sırf Müslümanlık saikı ve aşkıyla (!), kendini böyle tanımlayan veya söylemleriyle bunu ihsas eden bir siyasal örgütü dindarların yegâne siyasi temsilcisi ve diğerlerinin hepsini de batılın ve küfrün tarafı olarak gören bir zihniyet revaçta. Bu kanaat ve düşünce tamamen indidir ve dini hiçbir izaha, yoruma istinat etmiyor.

Hangi ölçü ve kıstaslar üzerinden böyle bir ayırım yapılıyor? Kim bilir, belki de Allahüalem tam tersi de mümkündür.

Siyasal partileri böyle kategorize etmenin akli ve nakli bir izahı yok. Dolayısıyla siyasal parti aktörlerinin dindarlığına değil; toplumu adil bir şekilde idare edip etmediklerine bakarız. İnancımı özgürce yaşayabilme; yönetimlerinde adil muamele göreceğime dair samimiyetine kanaat getirdiğim siyasal örgütler tercihimdir.

Malum; uzun yıllardır, dünyada “İslamilik endeksi” yayınlanıyor. İslam’ın yönetime dair hükümleri (hak, adalet, güvenlik, ekonomik paylaşım, eminlik, dürüstlük v.s.) anlamında dünya ülkeleri arasında yapılan sıralamada İslam ülkeleri ortalarda veya sonlarda yer buluyor. Ön sıralarda Yeni Zelanda, İsveç ve Hollanda bulunurken Türkiye 95. ve İran 125. Sırada yer buluyor.

Buraya şu notu da düşmüş olayım; bu sözkonusu endeksleme çalışmalarını yürüten heyet üyeleri de Müslüman akademisyenler.

Yani isimlerinin önüne ve ardına “İslam Devleti” koyarak İslamilik olmuyor. Halkı onunla aldatarak İslamilik iddiasında bulunmakta o inanca yapılabilecek en büyük ihanettir. Müslümanları Allah’la aldatmaya kalkışmayın; cezası çok ağır olur.

fahrettindagli.com

Share.

About Author

Comments are closed.