14 Haziran 2022 – Patrik Maşalyan’dan önemli tespitler – Ohannes Kılıçdağı

0

Patrik Sahak Maşalyan, önceki Pazar günü Beyoğlu Surp Yerrortutyun Kilisesi’ndeki dinî törenden sonra verilen yemekte bir konuşma yapmış; sosyal medyada gördüm, dinledim. Çok önemli hususlara işaret etmiş. Bana göre doğru yorumları olduğu gibi, yanlış ve yakın geçmişte söyledikleriyle ve yaptıklarıyla çelişkili yorumları da var. 

Hangi anketler olduğunu anlayamadığım bazı anketlerin sonuçlarından bahsediyor. Bu anketlerden çıkan en önemli sorunların kimlik sorunu, Ermeni bireyler ile Ermeni kurumları (vakıf, okul, hastane…) arasındaki kopukluk ve bireylerin, özellikle de gençlerin bu kurumlara güvenmemesi olduğunu söylüyor ve buradaki bir tehlikeye dikkat çekiyor. Anket sonuçlarının acı ama beklenmedik olmamasının yanı sıra, Patriğin bu tehlikeye dikkat çekmesi de yerinde. “3000 öğrencimiz var okullarımızda. Eğer 3000 öğrenci bizim okullarımızdan mezun olduktan sonra ‘Bir daha lanet olsun, cemaatin yüzünü görmek istemiyorum’ diyorsa bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Bunun üzerine oturup düşünmemiz lazım. Kafa yormamız lazım. Yeni bir ruh, yeni bir canlanış getirmemiz lazım. Yoksa kendi ellerimizle bu cemaatin tabutunu çivileriz biz” diyor. Çok doğru sözler; ‘bir şeyler’ değil, çok şeyler yanlış yapılıyor.

Onun da söylediği gibi, özellikle gençlerin Ermeni toplumundan ve kurumlarından pek bir beklentisi kalmamış ve onun için de uzak duruyorlar. Yaşlılarda bezginlik olması, hadi yorgunluk gibi sebeplerle anlaşılır diyelim ama gençler de bezgin ve umutsuz. Neden? Bunun birçok sebebi var. En önemlisi, senelerdir hakkın, hukukun, adaletin gereğinin göz göre göre çiğnendiğine, ister devlet ister Ermeni toplumu içinde olsun, gücü elinde bulunduranın hakka, adalete aykırı olsa da kendi istediğini kanırta kanırta yaptığına şahit oluyorlar ve bunu değiştirme gücünü kendilerinde hissetmiyorlar, çünkü doğruyu anlatmanın bir faydası olmadığını gördüler, görüyorlar. İnsan, değiştiremeyeceğini düşündüğü bir durum için de uğraşmaz. Gençleri topluma kazandırmak, onların toplum meseleleriyle ilgilenmelerini sağlamak istiyorsanız mevcut yapıyı değiştirme umudunu onlara verebilmeniz gerekir. 

Gençlere güven verecek, daha doğrusu o güveni veremeyen başka bir unsur da, tabii ki bazı istisnalar hariç, mevcut yönetici profili ki yukarıdaki tıkanmanın baş sorumlularından biri bu yöneticiler. Bazıları yapmamaları gerekeni yaptıkları, bazıları yapmaları gerekeni yapmadıkları için. Bununla ilgili o kadar çok şey söylenebilir ki. Bir tanesi, Patrik Maşalyan’ın da yakındığı gibi, ortak bütçe veya ortak havuz düzenlemesinin hayata geçirilememesi. Bu laf neredeyse 20-25 senedir ortada döner. Peki, neden gerçekleştirilemedi? Tamam, kolay bir iş değildir, oturup üzerinde ince ince çalışılması gereken bir konudur. Fakat, istek ve irade olduktan sonra rahatlıkla yapılabilecek bir iştir. Yapılamamasının nedeni, ‘varlıklı’ vakıfların yöneticileridir. Tamamen bencil bir şekilde, kendi küçük iktidarlarını sürdürme peşindeler. Yöneticisi oldukları vakfın uhdesi altında bulunan ama bütün Ermeni toplumuna ait olan mülklere kendi şahsi mülkleri muamelesi yapıyorlar. Bugün Türkiye’de Ermeni toplumunun sosyal mevcudiyeti açısından o veya bu vakfın tek başına büyük olmasının veya büyümesinin bir anlamı olmadığını, aslolanın bir bütün olarak Ermeni toplumunun varlığı (ya da yokluğu ki oradan çok uzak değiliz) olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Ama işte, bizim yöneticilerimiz kör.

Gençler, bu yöneticilerin gerek siyasetçilerle gerek karanlık şahsiyetlerle kurdukları ilişkiler sayesinde istedikleri gibi at oynattıklarını görüyor. Gelip bu pisliğin, belanın içine girmek de istemiyorlar, gayet anlaşılır bir şekilde. Patrik Maşalyan, sözünü ettiğim “Halk yöneticilere güvenmiyor” konuşmasını yaparken yanında oturan Simon Çekem (ki konuşmasında onu tebrik ediyor, kendisine teşekkür ediyor), onun yanında oturan Murat Süme. Varın gerisini siz düşünün. Kendini ‘cemaat lideri’ olarak kabul ettirmeye çalışan bir diğeri, Ali kıran baş kesen havalarında herkesi tehdit ederek iş bitirmeye çalışıyor. (Basına kapalı yaptığınız toplantılardan dışarı hiç bilgi sızmadığını düşünmüyorsunuz herhâlde, değil mi?)

Genel olarak herkesin, özel olarak da gençlerin topluma ve toplumun kurumlarına güvenini tesis edecek bir başka özellik de yönetici-lider konumundakilerin tutarlılığıdır. Esayan Okulu’nun eski müdireleri Satenik Nişan ve Arlin Yeşiltepe’nin görevlerine son verilme sürecinde Patrikhane ile Surp Yerrortutyun yani Simon Çekem arasında ihtilaf doğmuştu. (Zaten, bir vakıf yönetimin tek bir kişiyle özdeşlemesi, o veya bu vakıf fark etmeksizin başlı başına bir çarpıklık.) Çekem, Patriği ‘çiğneyerek’, konunun Patrikhane’de tartışılacağı toplantıya katılmamış, bunun üzerine Patrikhane de Beyoğlu ve Taksim kiliselerinde ikinci bir karara kadar düğün, vaftiz, cenaze ve ayin yapılmamasına karar vermişti.

Patrik Maşalyan, çıktığı bir yayında, Beyoğlu yönetimini kastederek, o kadar mülkün iki kişiyle yönetilemeyeceğini söylemişti ki söylediği doğruydu. Peki, ne oldu, ne değişti de Patrik Maşalyan, Simon Çekem’i övmeye başladı? Daha önce onun hakkında yanılmış mıydı? Veya Çekem, Patrik’e göre yanlış olan tutum ve eylemlerinden geri adım mı attı? Yönetici olarak tatmin edici bir açıklama vermeden tutum değiştirirseniz, bu da topluma güven vermez. Patrikhane; Çekem, Süme, Şirinoğlu (listeye bir iki isim daha eklenebilir) gibi yönetici profillerinin yanında durarak genç nesillere güven veremez. Bunlar değişmediği takdirde, emin olun bu erozyon önlenemez. Kimi varlıklı vakıfların okullarında ücretsiz eğitim verileceğinden öğrenci olmaya devam edecektir ama gençlerin yöneticiliğe ilgisizliği günden güne artacak, kurumlar o bir avuç yöneticinin şahıslarının, ailelerinin ve yakın çevrelerinin bekasına hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır. 

Patrik Maşalyan, konuşmasını başka doğru sözlerle bitiriyor: “Ben atalarımın tarafındayım. Çocuklarınıza, gençlerinize evlerinizde ve okullarınızda bunu öğretin, taraf tutmayı öğretin. Kendi halklarının, bu mazlum halkın tarafı olmayı öğretin. Yokuş aşağı bırakmak, akıntıya kendini bırakmak ölüm işaretidir. Direnmek gerekir, mücadele etmek gerekir. Elimizdeki bütün olanaklarla.” Benim patrik seçim krizi, patrik genel vekilliği skandalı, defolu patrik seçim talimatnamesi ve son olarak vakıf seçimleri bağlamında 11 senedir bu köşeden söylediğim sözler bunlar. Kendisinden, özellikle patrik seçim talimatnamesi meselesinde bahsettiği direnişi görememiş olsak da bugün böyle düşündüğünü duymak sevindirici. Nasılsa Ermeni toplumunun sorunu da, direnişi de bitmez. İşte hâlâ devam eden bir vakıf seçimleri krizi var ve görünüşe göre, hazırlanan yönetmelikte, özellikle hastanelerle ve belki seçim bölgeleriyle ilgili dayatmalar olacak. İşte bir direnme gerekliliği ve ‘fırsat’ı daha. Kendi ifadesiyle, mazlum Ermeni halkının haklarını korumak için direnirse biz de arkasında toplanırız. Gençlerin cemaat kurumlarına ilgisini tazeleyecek olan budur.

Agos

Share.

About Author

Comments are closed.