14 Ocak 2022 – YOKSULLUĞU ASLA HAFİFE ALMAYIN! – Fahrettin Dağlı

0

Ülkede bir yoksulluğun yaşandığını halen bin dereden su getirerek; hakikati ters yüz ederek inkara yatan ve sonuçlarının üzerini örtmeye çalışanlar var. Allah’ın, bile bile hakikatin üstünü örtenleri nasıl vasıflandırdığını biliyorsunuz. Bu kadar önemli…

Bunu niçin yapıyorsunuz? Mevcut iktidarın zarar görmesini istemiyorsunuz. “İktidar gitmesin, vatandaş açlıktan ve sefaletten bizar kalacaksa, varsın kalsın.” Öyle mi?

İnandığımızı iddia ettiğimiz dinin Peygamberi fakirlik için ne diyor; “Fakirlik o kadar zemmedildi ki neredeyse küfürle eş tutulacaktı.”

“Fakirlik fitnesinin şerrinden Allah’a sığınırım” diyor.

Yine bir başka hadisinde; “Allah’ım, fakirlikten ve küfürden Sana sığınırım.” diye dua edince, adamın biri; “İkisini birbirine denk mi kabul ediyorsunuz?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “evet” dedi. “Fakirlikten, kıtlıktan, zilletten, zulüm (kötülük) etmekten, zulme (kötülüğe) uğramaktan Allah’a sığının.” tembihatında bulundu.

Yoksulluk/fakirlik sorunu bu kadar önemliyken iktidar mensupları ve sempatizanlarının halen yoksulluktan şikayetçi olanlara, “bu fakirliğe razı olun; şükredin” deyip vatandaşa şikayette bulunmamalarını talep etmeleri en hafif ifadesiyle insanın aklıyla, şahsiyetiyle alay etmektir. Kendiniz bolluk içerisinde yaşarken; halk tabiriyle bir eliniz yağda, diğer eliniz baldayken vatandaşa, ‘halinize şükredin’ demek gerçekten vatandaşla dalga geçmektir. Yoksulluğun olmadığını savunmak, inkar etmek ise hakikatin üstünü örtmektir ki, daha fena bir haldir.

İktidar mensupları ve sempatizanları yoksulluk denilince sadece yeme ve içmeyle ilgili ihtiyaçları anlıyorlar. Veya işlerine öylesi geldiği için öyle anlamak istiyorlar. “Mecburen alışacaksınız” demeye getiryorlar.

Ne zamana kadar?

2023 idi; şimdi tadil ettiler 2053’e çıkardılar. O zamana kadar kim sağ; kim selamet? Şaka maka değil, gerçekten ciddiler.

Halbuki fakirliğin öyle maddi ve manevi sonuçları olur ki, toplumsal barış ve huzuru kökünden sarsar. Ahlaki tefessühe sebep olur. Dayanışmayı, yardımlaşmayı, fedakarlığı, diğerkâmlığı yıkar.

Yakın sürede vuku bulma ihtimali yüksek olan sonuçları kısa maddelerle sıralamış olayım;

-Binlerce genç maddi yoksulluktan dolayı evlenemeyecek, yuva kuramayacak ve bu nedenle nikahsız beraberlikler ve cinsel istismar ve tecavüzler çoğalacak. Bunun sonucu olarak o dilinize pelesenk ettiğiniz aile kurumu ciddi şekilde sarsılacak.

-Zor şartlarda da olsa evlilik yapan çiftler kiraların fahiş artması nedeniyle başını sokacakları bir evleri olmayacak. Sığıntı halinde yaşamaya devam edecekler. Bu da ailevi huzursuzlukları artıracak; boşanmaları tetikleyecek.

-Beyefendinin her vesileyle üç çocuk yapmalarını önerdiği yeni evli çiftler gelecek endişesiyle çocuk yapamayacaklar. Bu da ülkemizin en önemli zenginliği olan genç iş gücünün ciddi anlamda azalması demektir.

-İstihdam alanlarının daralması nedeniyle işsiz kalan ebeveynler evlerine ekmek götüremeyecekler. Geçim zorluğunun getirdiği ailevi huzursuzluklar boşanmalarla veya daha kötüsü cinnet haliyle cinayetlerin işlenmesini sebep olacak.

-Eğitim masraflarını karşılayamayan aileler zorunlu eğitimin dışında çocuklarını üniversitelere gönderemeyecekler. Bu çocuklar eğitim haklarından mahrum kalacaklar.

-Toplumumuzun en önemli hasletlerinden biri olan ekonomik ve sosyal yardımlaşma, dayanışma hali azalacak. Bu da sosyal katmanlar arasındaki barış ve tasannudu zedeleyecek.

-Yine en önemli çıktılardan birisi de yetersiz beslenme olacak. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ‘kişi başına tüketilen protein’ miktarıyla ölçüldüğü çağımızda bunun ne anlama geldiği izahtan beridir.

-Yetersiz beslenmenin sebep olacağı fizik ve mental problemler toplumsal sağlığı ciddi şekilde etkileyecektir. Ayrıca geçim sıkıntısının tetikleyeceği fizik ve psikolojik problemler sağlık harcamalarını önemli derecede etkileyecektir. Sigara ve alkol tüketimi artacaktır.

Daha sıralanacak onca problemi sayabilirim. Ancak bu kadarını sıralamak bile beni mental anlamda yordu. Burada nokta koymuş olayım.

Hadi buyurun lütfen bunun üzerinde imal-i fikr edelim. Bu kadar olumsuz sonuçları olabilecekler hususunda inkara yatmanın bu topluma nerelere mal olacağını vicdan edelim, merhamet edelim.

Neymiş efendim; Bunları kabul edecek olursak iktidar zarar görür; muhalefet bunu kullanır ve iktidarı alaşağı eder. Olabilir. Nihayetinde bu bir emanet. Düne kadar sizdeydi, bugün bir başkasında olur. Tapulu malınız değil. O emaneti taşıma anlamında ne kadar hakkınız varsa onların da var. Bu gerçeği artık kabul edin lütfen; o azgın nefsinize yedirin.

Evet, her vesileyle ifade ettiğimi yine çivi çakar gibi tekrarlıyorum; “Bu iktidar giderse ‘yandı gülüm keten helva’ mantığı Allah’a karşı itimatsızlıktır.” Daha iyi, daha hayırlı olanı arama cehdi içerisinde olanların böyle bir derdi olamaz. Senin görevin daha iyisini arayıp bulmaktır. Bulamayabilirsin veya daha kötüsüyle de karşılaşabilirsin. Önemli olan neyi, nasıl aradığının farkında, bilincinde, ciddiyetinde olmaktır. Bu şuurda olduktan sonra arama sonuçları asla umutsuzluğa, üzüntüye sevk etmesin. Galibiyeti de mağlubiyeti de nasip eden Allah’tır. Sana düşen sorumluluğunu ifa etmektir. Harzemşah Sultanın dediği gibi “Sen zafere değil seferle mükellefsin.”

fahrettindagli.com

Share.

About Author

Comments are closed.