21 Temmuz 2022 – Tahran-Moskova kıskacında Ankara – İslam Özkan

0

Suriye konusunda Astana rotası çerçevesinde gerçekleşen Tahran zirvesini önemli kılan şey, bu zirveye giden süreç ve şu an dünyanın içinden geçmekte olduğu koşullardı. Zira bu, Astana’da garantör olan ülkelerin Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra düzenlenen ilk toplantıydı. Geçen hafta S. Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen zirve, gözlerin Tahran Zirvesi’ne çevrilmesine neden olsa da birinin diğerinin alternatifi olduğu ya da ona bir yanıt olduğu doğru değil. Zira Tahran ve Cidde zirvelerinin konuları ve hedefleri farklı. Kaldı ki Cidde zirvesinde her ne kadar Biden, Arap ülkelerini Rusya karşıtı bir noktada hizalamaya çalışsa da Arap ve Körfez ülkelerinin Rusya’ya karşı ABD’nin arkasında saf tutmaya direnme yönünde mesajlar verirken zirveden çıkan sonuç, Biden’ın birçok talebine Washington’u tatmin edici bir karşılık vermekten uzaktı. Onun petrol üretimini yükseltme dışındaki istekler, Riyad ve Abu Dabi yönetimlerince nazikçe kenara itildi.

Tahran zirvesinin konuları daha çok Suriye’nin durumu, Ukrayna tahılının dünyaya ulaşması ve İran’ın Batı ile yürüttüğü nükleer müzakerelerin yanı sıra İsrail’in Şam’a yaptığı saldırılardı. Toplantının ardından yayınlanan 16 maddelik bildiride bunların her biri yer aldı. Ancak toplantı sonrasında liderlerin yaptığı açıklamalar, her bir liderin ayrı telden çaldığını, daha doğrusu kendi önceliklerini gündeme getirdiklerini, söz konusu bildirgeyi kendi bakış açılarınca yorumladıklarını gösteriyordu. İran Cumhurbaşkanı Reisi, Amerikan güçlerinin Fırat’ın kuzeyinden çekilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün yanı sıra İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı durulması gerekliliğinin altını çizerken Türkiye ise teröre karşı mücadele ekseninde YPG’ye karşı mücadeleyi vurguluyordu. Putin’in önceliğinin Suriye’deki Amerikan varlığına dikkat çekmek olduğunu gördük.

Türkiye’nin operasyon tehdidi, Şam yönetimi ve YPG güçlerini birbirine yaklaştırmış görünüyor. YPG, muhtemel bir Türkiye operasyonuna karşı, söz konusu bölgeleri Şam yönetimine devrederek bu pozisyonu koruduklarını deklare etmiş oldu.

Öte yandan tam da liderler Tahran’da buluştuğu sırada Şam ordusuna bağlı güçlerin Suriye’nin kuzeyindeki Menbiç ve Kobani bölgelerine girmesi zirveden çıkacak mesajın habercisi gibiydi. Tahrandaki zirvede Türkiye, kâğıt üzerinde bir takım kazanımlar elde ettiğini ileri sürse de sahadaki gelişmeler, sürecin Ankara’nın istediği yönde gitmediğini haber verir nitelikteydi. Türkiye’nin operasyon tehdidi, bölgede Şam yönetimi ve YPG güçlerini birbirine yaklaştırmış görünüyor. YPG, Şam’ı Türkiye’ye tercih ettiğini hiçbir zaman gizlemedi. Muhtemel bir Türkiye operasyonuna karşı, söz konusu bölgeleri Şam yönetimine devrederek bu pozisyonu koruduklarını deklare etmiş oldu.

Zaten, toplantı öncesinde çıkan haberler Tahran’ın bu zirveyi Rusya’yla birlikte Türkiye’nin askeri operasyonunun önünde bir set oluşturmak için düzenlediğini gösteriyordu. Ukrayna krizi elbette Türkiye’nin stratejik önemini artırmış, Batı ile Rusya arasında arabulucu rolüne soyunmasına yol açmıştı ancak diğer taraftan Rusya-İran ilişkilerinin perçinlenmesine de yol açtı. Batı ile köprüleri atan Rusya’nın, öteden beri ikincil bir müttefik olarak gördüğü İran’la ilişkilerini stratejik ittifak düzeyine çıkarma yönündeki çabaları ortada. ABD’ye karşı radikal bir pozisyona sahip İran, Ukrayna krizinden sonra kendisine uygulanan benzeri görülmemiş yaptırımlar nedeniyle bugün Rusya açısından daha da değerli hale gelmiş görünüyor.

Kaldı ki Rusya, Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarına Türkiye’yi ABD’nin yanına itmemek ve Türkiye’yi bir denge unsuru olarak kullanmak amacıyla yeşil ışık yakıyordu. Artık konjonktür değişti, hem Türkiye’nin operasyonları Moskova-Tahran-Şam üçlüsünün tahammül edebileceği sınırlara dayandı hem de bu üçlünün oldukça önem atfettiği ülkenin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin elinde tuttuğu bölgeler nedeniyle daha da hassasiyet kazandı. Bu nedenle Moskova’nın Ankara’nın Suriye’ye yapacağı bir operasyona yeşil ışık yakması ihtimali azaldı. Ancak Erdoğan’ın seçimlerden önce kamuoyunda kabartılacak bir milliyetçi dalga üzerinden yeni bir hamle yapma isteğine bir ihtimal sınırlı bir onay verilebilir. Tarafların bu kapıyı açı bırakma arzusu her zaman bir opsiyon olarak kalacaktır. Ancak bu kez Ankara’nın daha fazla bölgeye yayılma ve Suriye’deki nüfuzunu artırma yönündeki adımları hoş karşılanmayacaktır.

Türkiye bu süreçte Batı ile Moskova arasındaki arabuluculuğa diplomatik olarak daha fazla yatırım yapma peşinde. Tahran zirvesinde de gündeme gelen Ukrayna tahılının sevk edilmesi noktasında bir çözüm çıkarabilirse Ankara, hem Batı hem de Rusya nezdindeki konumunu pekiştirecektir. Ancak ekonomik kriz ve içerdeki halkın memnuniyetsizliği, AKP yönetiminin ensesinde bekleyen en büyük handikap ve Erdoğan’ın umudu, dışarıdaki “atılımları”nın içeriye oy olarak geri dönmesi. Ancak giderek çekilmez hale gelen baskılar ve hayat pahalılığından bunalan yurdum insanını dışarıdaki sınırlı bir iki manevrayla tatmin etmek ne kadar mümkün, bakıp göreceğiz.

Politikyol

Share.

About Author

Comments are closed.