9 Eylül 2021 – Babacan’a tepkiler (2): Kafalardaki sabit fikri destekleyecek fırsattan yararlanma telaşı – Alper Görmüş

0

Murat Sabuncu, Medyascope’daki Sayıların Dili programında Bekir Ağırdır’a, Ali Babacan’ın sosyal medya lincine sebep olan sözleri hakkındaki düşüncelerini sordu.

Ağırdır, kültürel kimlikler üzerinden üretilen bütün söylemlerin kutuplaşmayı besleyeceğini ve eninde sonunda AK Parti’ye yarayacağını… Babacan’ın konuşmasının da böyle algılandığını, ortaya çıkan tartışmanın bunu gösterdiğini ve dolayısıyla yanlış olduğunu söyledi. Ağırdır’a göre, bunların hepsi, isterse Babacan’ın niyet ettiği gibi AK Parti’den sıtkı sıyrılmışlara kendisini teminat olarak göstermek için yapılmış olsun, yanlıştı. Çünkü AK Parti’yi terk edenler, onu kendi kimliklerini iyi temsil etmediği için değil, gündelik hayat problemleri nedeniyle terk etmişti. Dolayısıyla kimlik eksenli söylemlerin bu açıdan bir faydası olmazdı. Muhalefet kimlik temalı bütün söylemleri bir kenara bırakmalı, iktidarın tuzağına düşmemeli ve insanların reel sorunlarını dile getiren yeni bir dil kurmalıydı.

Fakat bu eleştiriyle yetinmedi Bekir Ağırdır, “haksızlık etmemek için” diyerek ekledi: Ali Babacan bugüne kadar hiç böyle bir çıkış yapmamıştı, dolayısıyla şimdi bütün söylediklerini ve tavırlarını bir tarafa bırakıp bu bir paragraf üzerine yüklenmek ne kadar adildi?

Kafamızdakini destekleyenler, desteklemeyenler

Beni, Ağırdır’ın sözlerinin “fakat”tan sonraki bölümü ilgilendiriyor; sözlerinin ilk bölümünü, onun mesele hakkındaki düşüncelerini tam olarak iletmek istediğim için aktardım.  

Bekir Ağırdır’ın “şimdi Babacan’ın bütün söylediklerini bir tarafa bırakıp bu bir paragraf üzerine yüklenmek ne kadar adil” sorusu, bizi Babacan’a tepkiler mevzuunun en kritik yanına; sabit fikirlerimizi, varsayımlarımızı, önyargılarımızı, inançlarımızı sarsan ya da destekleyen argümanlara karşı aldığımız -neredeyse insiyaki- tavırlarımız meselesine taşıyor.

Zihnimiz sabit fikirlerimizi, varsayımlarımızı, önyargılarımızı, inançlarımızı desteklemeyen, bize “bak, yanılmışsın” dedirtecek olguları, argümanları dışarıda tutarken; onları destekleyen, “bak, yanılmamışsın” dedirtecek olguları, argümanları bir vantuz gibi çekip beynimize nakşeder.

Bize “bak, yanılmışsın” dedirtecek yüz olguyu görmeyiz de, “bak yanılmamışsın” dedirtecek tek bir olguyu seçip büyütür, onunla huzur buluruz. Bazen bu direniş doğrudan kişisel çıkarlarımızın aleyhine de işleyebilir, fakat sabit fikir çok derinse, bu dahi bizi yola getirmez.

Parantez

Babacan’ın konuşmasını bir daha, bir daha okuduktan sonra şimdi, keşke o ilk paragrafla yetinseydi, “azgın azınlık” falan gibi ifadelere hiç baş vurmasaydı diyorum. O ilk paragraf her şeyi anlatıyordu zaten ve çok güzeldi:

“Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Gücü ele geçirenin zayıfı ezdiği, nöbetleşe zorbalığın hüküm sürdüğü bir Türkiye’ye, bir daha asla izin vermeyeceğiz. Türkiye’yi, öfkeye teslim etmeyeceğiz. Her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı ve her kavganın bir barışı vardır. Kutuplaşmadan, bağırış çağırıştan kimseye fayda gelmez. Adaletsiz hesaplaşma huzur getirmez. Biz bu lanetli yola girmeyeceğiz.”

Yine o ‘özcü’ saplantı

Parantezin öncesine döndük… Bütün mesele “bunların hepsi aynı, hiçbiri hiçbir zaman değişmez” biçimindeki son derece katı özcü değerlendirmelerden kaynaklanıyor. Bir özcüye göre, değişmiş, farklılaşmış biri ya takiye yapıyordur ya da samimidir ama sadece kendini değiştirdiğini, farklılaştığını zannediyordur; er ya da geç eski pozisyonuna avdet edecektir.

Hiçbir olgu, bir özcüye tersini kabul ettiremez. Bir özcü varsayımı dünyanın bütün olgularının üstündedir. Hiçbir olgu o varsayımı yanlışlayamaz.

Bir özcü, varsayımını yanlışlayan onlarca olguyu görmezlikten gelme yeteneğine sahip olduğu için bunlar gözünün önünde cereyan ederken hiç huzursuz olmaz, sabırla varsayımını doğrulayan ya da doğruluyormuş görünen o tek olguyu bekler ve mutlu olur.

Ali Babacan’da da böyle olduğunu düşünüyorum. Öncekilerden biraz farklı olan tek bir konuşma, laik-seküler kesimin sayıları hiç de az olmadığı anlaşılan “bunlar asla değişmez”ci varyantına bekledikleri malzemeyi verdi ve olanlar oldu.

Sayılarının çoğalmamasını dilemekten başka yapacak bir şey yok.

“AK Parti için rıza üretme gayreti” eleştirisi

Bitirmeden, Salı günü Serbestiyet’te yayımlanan yazıma gelen eleştirilerle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Bu eleştirilerin hepsini “AK Parti için rıza üretme gayreti” başlığı altında birleştirebilirim.

Her şeyden önce, şu “nöbetleşe zorbalık” zincirinin artık kırılması yönündeki çağrıya canı gönülden katılıyorum ama bunu derken bu iktidar dönemine dair somut suç isnatlarını kast etmiyorum, onları dışarıda bırakıyorum.

Daha açık olmak için örnekleyeyim:

Mesela 17-25 Aralık dosyaları, iktidar değişiminin ardından mutlaka gerçekten bağımsız bir yargı sürecinin konusunu oluşturmalıdır.

Kast ettiğim şey, gücü eline geçirenlerin eski iktidarı desteklemiş insanların hak ve özgürlüklerine karşı zorbaca uygulamalardan vazgeçmeleri, bu berbat kaderin artık kırılması gereğidir.

Babacan’a gösterilen tepkiler bende, tepki sahiplerinin “nöbetleşe zorbalığın” yeni versiyonuna istekli oldukları yönünde bir endişe yarattı açıkçası.  

Nöbetleşe zorbalığın şu veçhesi de var: Gücü eline geçirenler bunu öyle noktalara götürüyorlar ki, haklarını gasp ettiklerinde öç alma duygusu yaratıyorlar. İşin tatsız tarafı, bu duygu sadece iktidarı gerçekten kullanan güç sahiplerine yönelik olmakla kalmıyor, onlara oy veren milyonlarca insana da yöneliyor.

Bu iktidar, öç alma duygusu yaratacak kadar baskıcı bir iktidar oldu mu? Evet, kesinlikle.

Bundan bir yıl önce, yine bir Eylül ayında kaleme aldığım “Zulmünü, öç alma duygusu yaratmadan bitiremeyen bir iktidar daha!” başlıklı yazımda iktidarın bu vasfını ele almıştım. O yazıdan bir bölümle bitiriyorum:

“İktidarda olanın kendisine benzemeyene zorbalık uyguladığı, fakat zorba iktidardan düşünce bu kez iktidara gelen mazlumun eski iktidar sahiplerine zorbalık uyguladığı bir rejimi ‘nöbetleşe zorbalık’tan daha iyi tarif edecek bir kavram, sanmam ki bulunabilsin.

“Bu kısır döngünün bir türlü kırılamamasının başlıca nedenlerinden biri de, uygulanan zorbalığın dozunun seyrelmeden, hudut tanımayan bir biçimde artması… Üzerine baskı uygulananlarda öç alma duygusu yaratacak seviyeye gelmeden bitmeyen, bitirilemeyen bir zorbalık biçiminden söz ediyoruz; böyle olunca, iktidarın el değiştirmesi durumunda ‘nöbetleşe zorbalık’ mekanizması kendi devridâimini bir kez daha yeniden başlatıyor ve toplum bu deli gömleğini üzerinden bir türlü atamıyor.

“Toplumun yarısında, ‘burası sadece bize ait; hak iddia edeni, sözümün üstüne söz edeni kahrederim’ algısı yaratan bir iktidarın, iktidarı kaybetmesinden sonra rövanşist tepkilerle karşılaşması, temenni edilmese de şaşırtıcı olmamalı.

“Adalet ve Kalkınma Partisi (baskısını) o noktaya getirdi mi? Bence, evet.”

(Serbestiyet)

Share.

About Author

Comments are closed.